Dev gibi God of War incelemesi | Teknoloji haberleri

Dev gibi God of War incelemesi

14 dakikada okuyun


2
5 shares, 2 points

Olimpos’ta tanrı bırakmayan, hükümdarlık koltuğunu da elinin tersiyle iten Sparta’nın Hayaleti Kratos, anavatanı Yunanistan’ı terk edip kuzeye göç ediyor. Tek isteğiyse her beyaz yakalı çalışanınkiyle aynı: Bir kasabada inzivaya çekilmek. Göç ettiği toprakların yine envaiçeşit tanrı tarafından yönetildiğini bilse de, bir ormanın ortasında, eski bir kulübede sakin bir yaşam sürerek geçmişinden kurtulabileceğini düşünüyor Kratos. Oğlu Atreus’a yaşamı öğretmek, ona babalık yapmayı öğrenmek ile çıktığı bu yolda, bir gün beklenmedik bir “ziyaretçi” ile karşılaşıyor. Halktan gibi gözüken bu çelimsiz görünümlü İskandinav genci, Kratos’tan onunla savaşmasını istiyor. Kratos’a birkaç tane uyduruk yumruk salladıktan sonra Kratos böyle işlere zamanının olmadığını söylüyor ve anlıyoruz ki Kratos, artık o bıçkın delikanlı değil, olgun bir baba. Ne var ki ziyaretçi isteğinden vazgeçmiyor, insanüstü bir kuvvete sahip olduğunu Kratos’a kanıtlıyor, büyük bir dövüş başlıyor. İşin bundan sonrasıysa, bize kalıyor…

Git başımdan!

Yeni God of War’un geçirdiği değişimi daha ilk dakikalardan, bu savaşla anlayabiliyoruz. Hatırlarsanız eski GoW oyunlarının tümü devasa ölçekte bir mücadeleyle başlıyordu. Oradan bir Titan fırlar, bakmışsınız Olimpos cayır cayır yanar, Kratos binlerce askerin katıldığı bir savaşın ortasındadır… Fakat yeni GoW için anahtar kelimeler seçmek gerekirse, bunlardan bir tanesinin “Solitude”, yani yalnızlık olması gerekir.

Kratos gerçekten herhangi bir iletişime girmekten uzaklaşmış, kendi iç dünyasında da bir hayalete dönüşmüş bir görüntü çiziyor. Atreus’un sorularına yanıt vermek istemiyor, onun sürekli sessiz kalmasını talep ediyor ve konuşması gerektiğinde bunu sadece birkaç kelimeyle yapıyor. Seslendirme departmanında yapılan değişimle de Kratos’un artık çığırtkan bir delikanlı olmadığını ve daha tok, oturaklı bir sese sahip olduğunu görüyor, sert ve bıkmış yapısına bu sesi tam olarak oturtuyoruz.

Kratos, aslında birçok filmde, kitapta gördüğümüz, “savaşmak istemeyen ama şartlar gerektirdiğinde de gücünü kanıtlamaktan geri durmayan kahraman” portresini çok iyi bir şekilde çiziyor ve önceki oyunları sonuna kadar oynayıp halen hatırlayanlar da Kratos’un ruh halini çok daha iyi anlayabiliiyor.

Leviathan daha büyük olmuyor muydu? Kratos’un ruh halini anladığımıza göre, şimdi de gelin fiziksel özelliklerine bakalım. Fiziksel olarak da daha olgun bir imaj çizen Kratos’un kaba sakalını artık görmeyen, duymayan kalmadı. Gözleri de daha olgun bakan Kratos’un geriye kalan fiziksel özellikleriyse neredeyse önceki oyunlardakilerle aynı. Gerçi fiziği ince belgeniş omuz formatından çıkıp biraz daha Jason Statham formatına bürünmüş gibi ama o da normal; sonuçta yıllar geçti… Her anlamda daha ağır duran Kratos, geçmişini unutmak adına Blades of Chaos (Blades of Exile) adlı bıçaklarını da rafa kaldırmış, onların yerine İskandinav ortamlarına daha uygun, büyüyle donatılmış bir balta kullanıyor. Leviathan adındaki bu balta, ilk bakışta sıradan bir balta gibi dursa da yine ortama uygun bir formatta, buz ve dondurma gücüne sahip. Balta ile iki farklı saldırı imkanınız var. Hafif saldırılar ve daha yavaş gerçekleşen ağır saldırılar. Dilerseniz bu iki saldırı tipini birbirine karıştırıp daha güçlü saldırılar da elde edebiliyorsunuz elbette.

Blades of Exile’a kıyasla, Leviathan’la yapacağımız saldırıların menzili bir hayli kısa. Bu da bizi düşmanlarımızla sürekli burun buruna getirmeye davet ediyor. Hal böyle olunca da önceki oyunlara göre çok daha fazla kaçma ve gard alma hareketi kullanıyoruz. Bu da bizi ikinci önemli eşyamıza, kalkanımıza getiriyor.

Daha önce Ghost of Sparta’da kullandığımız kalkanımız, gard almamızın tek yolu. Kratos’un kolunda bir bileklik gibi duran ve duruma göre açılıp kapanan kalkanımız, düşmanlarımızın çoğu hareketini egale edebiliyor. Düşmanlarımız kırmızı parlayan saldırılar yaptığındaysa kalkan beş para etmiyor, ancak sağa sola yuvarlanarak saldırıdan kaçabiliyoruz. Leviathan’a geri dönecek olursak, yakın dövüş dışında baltamızı oraya buraya fırlatmamıza da izin verilmiş. Bunu saldırı için de kullanabiliyoruz, bulmaca çözmek için de –ki çoğunlukla bulmaca kısmı ağır basıyor. Baltamızı salladıktan sonra da geri çağırabiliyoruz. Üstelik balta geri dönerken çarptığı düşmanlara da hasar veriyor; yani onu bir bumerang gibi kullanabiliyorsunuz. Leviathan suyun dibine de düşse, uçurumdan da yuvarlansa geri gelebiliyor. Dolayısıyla kaybolacağından korkmanıza gerek yok, savurun gitsin, dönerse sizindir…

Kratos ile ileri dövüş teknikleri

Dövüş kısmına biraz daha derinlemesine inelim istiyorum, yerimiz bol. Önceki oyunlardan her anlamda çok farklı bir dövüş mekaniği bulunuyor oyunda –ki zaten olayın nasıl şekillendiğini çok merak etmekteydim. Eskiden Kare, Daire gibi tuşlara yayılan vuruş hareketleri artık R1 ve R2’de. Düşünün ki R1 hafif saldırı, R2 ise ağır. Garip değil mi? L2 ile nişan moduna geçip R1 ile de baltamızı atıyoruz. Geri çekmek için de Üçgen’e basıyoruz, tövbe. Başta gerçekten buna alışmak zamanımı aldı, saçma sapan hareketler yapıp durdum ama oyunda ilerledikçe sisteme alışıyor ve tuşların aslında son derece akıllıca yerleştirildiğini fark ediyorsunuz. Kratos’un standart saldırı şeması, bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor, bundan kaçış yok bana sorarsanız. Leviathan, Blades of Exile ile karşılaştırıldığında karizmadan uzak ve basit kalıyor. Kratos eskisi gibi düşmanlarını havaya fırlatıp onlarla birlikte zıplayarak kombolara da devam edemediği için bize de daha “normal” bir oynanış kalıyor. Sanıyorum ki ekibin buradaki kararı biraz Dark Souls yönünde olmuş. Nasıl orada da çeşit çeşit saldırımız yok ama düşmanlarımız zorluysa, burada da benzer bir oynanış söz konusu.

İş böyle ilerlerken, tecrübe puanları kazandıkça yeni saldırı yetenekleri de kazanmaya başlıyoruz. Bunlar da işin seyrini bir ölçüde değiştiriyor. Şöyle ki tecrübe puanlarını Leviathan Axe kısmına yatırırsanız, Kratos’un farklı bir duruşa geçerek daha farklı saldırılar yapabilmesini sağlıyorsunuz. Tabii burada stratejik ve dikkatli de davranmak gerekiyor. (Çoğu oyuncu art arda tuşlara basmayı seçecektir.) Misal R1 ile bir saldırı hareketi yapıp, bekleyip daha sonra bir başka saldırı yapmak daha farklı dövüş mekaniklerine alan açıyor. Bu durum birçok farklı yetenekle o kadar çok geliştirilebiliyor ki Kratos’un ilk baştakinden çok farklı bir dövüş stiline geçtiğini görebiliyorsunuz. Daha da ileri kombo olanaklarında ise şöyle senaryolar söz konusu olabiliyor: Leviathan’ın atıldıktan sonra bir düşmana beş kez saldırmasını sağladığınız yeteneği seçmişsiniz ve baltayı savuruyorsunuz. Balta düşmana saydırırken üstüne koşuyor ve bu sırada Atreus’un o düşmanı şok oklarıyla sersemlemesini sağlıyorsunuz. Yetmiyor, Atreus’un kurtlarını çağırıyor ve savaş alanındakilere saldırmasını emrediyorsunuz. Koşunun sonunda bir yandan çıplak ellerinizle düşmanınızı yumruklarken, bir yandan da baltanızın onu deşmesini sağlıyorsunuz. Her yönden gelen saldırılarla aptallaşan yaratığı da, kendisi kırmızı kırmızı parlarken R3 tuşuyla infaz ediyorsunuz, konu kapanıyor.

Bunu da okuyun >  Humblebundle'da 1$ altındaki ilginç oyunlara göz atın

Leviathan ve Atreus ile ulaşabileceğimiz dövüş stili bu şekilde gerçekleşiyor. Peki ya Kratos’un eski dostu olan bıçaklar? Onları Yunanistan’da mı bıraktı? Açıkçası bu konu hakkında bilgi vermeyecektim ama oyun boyunca, çatlar derecede bıçaklara kavuşup kavuşamayacağımı merak edip durdum. Leviathan bana sıkıcı geldikçe, bıçakları daha da bir arar oldum ve sizi rahatlatmak adına söyleyeyim, bu konuda muhteşem bir sürpriz sizleri bekliyor…

Önce biraz konuşalım; elleri kana bulamaya gerek yok

Yeni GoW, yepyeni bir hikaye sunuyor ama size hikayenin detaylarını çok vermek istemiyorum; olayları hiç bilmeden tecrübe etmek bambaşka bir zevk veriyor bana sorarsanız. Bahsettiğim gibi Kratos sakin bir yaşam sürmek isterken bir ziyaretçi tarafından saldırıya uğruyor ve onu savuşturduktan sonra, Atreus’un annesinin küllerini dağın tepesine taşımak için bir yolculuğa çıkıyorlar. Nerede Olimpos’un tüm tanrılarını kesme amacı, nerede dağda trekking heyecanı… Oyunun hikaye anlatımı ve temposuyla ilgili çok radikal bir değişim var ve bu beni biraz rahatsız etmedi değil. Her türlü olay daha “insanlaştırılmış” formata çekildiğinden, önceki oyunlardaki epik savaşlar ve anları bu oyunda görmek resmen mümkün değil. Onun yerine daha küçük savaşlar, daha başlangıç formatındaki olaylar içinde buluyoruz kendimizi. Yeni oyun, sanki büyük bir maceranın ilk ve sakin başlayan adımı gibi gözüküyor, bunu oyun boyunca hatırlayın.

Her görev yeni bir yetenek

Olayların sürekli yüksek tempoda gerçekleşmiyor olmasıyla oyunun açık dünya formatı da kuvvetlenmiş. Tam Zeus’a kafa tutmadan önce gidip de bir yerde unuttuğum hazine sandığının bulmacasını çözdüğümü düşünemiyorum çünkü… Görevler artık ana görevler ve “Favour”lar olarak ikiye ayrılıyor. (Eskiden bir tane amacın peşinden gidiyorduk.) Favour’lar kısaca NPC’ler tarafından verilen yan görevler ve bunları yapmak hem içinde bulunduğumuz dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlıyor, hem de eşya, para ve tecrübe puanı olarak dönüş yapıyor. (Yan görevlerle uzunca bir süre karşılaşamıyorsunuz, o yüzden bir yerleri atladım mı diye panik yapmayın.) Ana ve yan görevlerin ötesinde, oyunun açık dünyasında keşfedilecek bir ton yer bulunuyor. Gerçi buradaki duruma tam da açık dünya demek doğru değil, bir anda kafanızda Assassin’s Creed Origins canlanacak diye korkuyorum. Buradaki durum, özellikle ana alanımız Midgard’da gidip keşfedebileceğimiz bölgelerin olması. Bu bölgelerin hepsi önceden çok iyi planlanmış ve hepsini ziyaret etmek için de bir amacımız var. Mesela Fenrir’in hazinesini aradığımız bir görev var. Bu görevi almadan önce de o bölgeye gitmek mümkün ama aslında. Fakat görevi almadan giderseniz, ilk kapıyı açacak anahtar elinizde olmadığından kös kös geri dönmeniz gerekiyor. Dolayısıyla bahsettiğim bu alanlar, aslında bir takım görevler yapmak, bazı önemli sandıkları bulmak için oyuna eklenmiş “oyun bölgelerini” kapsıyor. (Konu ne çok uzadı!) Peki bu bölgelere nasıl gidiyoruz? Elbette ki kayığımızla. Daha önce, oyunun ilk bakışını yaparken kayıkların oyunda önemli bir yer tutacağını söylemiştim ve gerçekten de durum hiç farklı çıkmadı. Temel ulaşım aracımız olan kayıklar, oyunda çok sabit yerleri bulunan iskelelerde yer alıyor. Yani ortalıkta dolaşırken istediğiniz kıyıda durup inemiyorsunuz. Eğer kayığı bağlayabileceğiniz bir iskele varsa bilin ki o bölgede mutlaka keşfedilecek bir şeyler vardır. Kayıkla dolanırken de Kratos ile Atreus mutlaka bir muhabbete giriyor. Zaten Atreus çok meraklı ve konuşkan bir çocuk, sürekli babasından hikayeler anlatmasını istiyor veya ona sorular soruyor. Atreus başta itici gelse de o yaştaki bir çocuğun meraklı ve heyecanlı tavrının aslında çok doğru bir şekilde resmedildiğini anlıyorsunuz. Kratos’un Atreus’a kayıkta anlattığı hikayenin bir çoğunu da “öğretici hikayeler” tanımı altında duymuş olacağınızı düşünüyorum. Mesela kurbağa ile akrebin hikayesini anlatıyor Kratos –ki bu hikayeyi mutlaka duymuşsunuzdur.

Hikaye anlatımı, Kratos kayıktan indiğinde kesiliyor. “Sonra devam ederiz” diyor bir anda. İşin aşırı detay ve çok beğendiğim tarafı da, kayığa geri bindiğinizde Atreus’un hikayenin devamını sorması ve Kratos’un da hikayeyi tam kaldığı yerden anlatmaya devam etmesi… Bu gibi detaylar oyunun kalitesine gösterilen özeni bir kez daha kanıtlıyor bana sorarsanız.

Para, daha çok para!

Midgard’da dolanıp görevler yapmak güzel, diğer gizlilikleri bulmaya çalışmaksa daha da güzel. Peki bunlar neler? Efendim, öncelikle sandıkları anlatayım. Yeni oyunumuzda dört farklı çeşitte sandık bulunuyor. Ahşap, sıradan sandıklardan genellikle Hacksilver adındaki para çıkıyor. Bunları bir bölgede unuttuysanız, kilometrelerce yol tepip yeniden bulmaya çalışmanıza çok da gerek yok. Kırmızı renkte parlayan sandıklardan da über eşyalar çıkmıyor ama bunlar, peşine düşmeyi hak eden içeriklere sahip oluyorlar. Nornir sandıklarıysa üç farklı rün bulunarak açılabilen sandıklar. Bu sandıklardan birini gördüğünüzde hemen çevrenize bakmaya başlıyor ve gizli rünleri kestirmeye çalışıyorsunuz. Eğer parçalanabilir rünlerse bulmacanın cevabı, işiniz daha zor çünkü bunları çok izbe yerlerde bulabiliyorsunuz. Baltanızı fırlattığınızda gong etkisi vererek çınlayan rünler varsa ortamda, bilin ki hızlı olmalısınız; üç rüne de hızla balta atıp sandığı açabiliyorsunuz. Bu sandıklardan genellikle çok sağlam hediyeler çıkıyor. Sağlık ve rage barınızı yükselten eşyalar genellikle bu sandıklardan çıkıyor.

Bir de altın rengi parlayan ve içinden güzel zırhlar, eşyalar çıkan sandıklar var. Bunları açmak için bir anahtar gerekmiyor ama bu sandıkları da başka kilitli kapıların arkasına koymuşlar. Bir yerde gördüğünüz an o sandığa nasıl ulaşacağınızın hesabını yapmaya başlayın. Çevrede bulabileceğiniz artficat’leri bir kutuda anlattım, onu geçiyorum. Bu eşyaların yanında yine zor gözüken ve sürekli kafamızı havaya kaldırmamıza neden olan Odin’in kuzgunları var. (Gıybetçi kuzgunlar!) Yeşil renkteki kuzgunları ortamda görmek zor değil ama bazen açısı çok dar oluklarda oturuyorlar, seçmek güç oluyor. Sessiz mekanlarda da bu kuzgunları seslerini takip ederek fark edebiliyorsunuz. Bulunacaklar bitti sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Atreus bir dil uzmanı olduğundan çevredeki birçok rünü ve yazıyı okuyabiliyor. Bu rünlerin hepsi Lore kısmına gidiyor. Her bulduğunuz yazıt, bilgi size tecrübe puanı verdiğinden bunların da peşine düşmek gerekiyor.

Yazıtlara benzer bir şekilde ufak tapınaklar da keşfedilmeyi bekleyen öğeler arasında. Bunlar birer duvar panosu olarak yer alıyor ve kısa da bir hikaye anlatıyor. Atreus bize resmedilen olayı anlatmaktan da geri kalmıyor. Daha ileri seviye bir araştırma durumu Realm Tear adındaki kısımları kapsamakta. Realm Tear adındaki “şeyi” bulduğunuzda genellikle güçlü düşmanların üzerinize hücum ettiği bir karşılaşmada buluyorsunuz kendinizi. Eğer düşmanları öldürürseniz de Talisman geliştirmede kullanabileceğiniz Dust of Realms sizin oluyor.

Bunu da okuyun >  3 milyon satan God of War'dan tarihi rekor

İşte aradığım balta kabzası!

Gelelim olayın envanter kısmına. Yeni GoW öylesine geniş bir ekipman kısmı getirmiş ki oyuna, her bulduğunuz eşyaya uzunca bir süre bakarken buluyorsunuz kendinizi. Kratos artık karakter özelliklerini Strength, Runic, Defence, Vitality, Luck ve Cooldown alanlarında topluyor. Bu kısımlarda puan topladıkça da daha çok güçleniyor ve savaşları daha kolay atlatıyorsunuz. Strength dışındaki tüm alanlar ise sadece ekipmanlarınızla geliştirilebiliyor. Kayığınızla dolaşırken bulacağınız parlak meyveler, Kratos’un gücüne +2’lik bir geliştirme sağladığından Strength kısmına özel bir kıyak geçilmiş. Kratos’un bu özelliklerine puan vermek için de farklı farklı ekipmanlara sahibiz. Bunlar Chest, Wrist ve Waist Armor ile Talisman’lar olarak ayrılıyor. Maceramız boyunca da aslına bakarsanız pek fazla ekipman bulmuyoruz. Daha çok bu ekipmanları üretecek kaynak topluyoruz. Ekipmanların sınılarının grafiksel gösterimi olarak olsun, karakterimize kattıkları özellikler olsun, ortam bana anında AC Origins’i hatırlattı ama dediğim gibi, burada öylesine büyük bir çeşitlilik yok. Zaten silah kısmında bir değişiklik yapamıyoruz ve zırh bölümünde de bin bir çeşit farklı eşya bulunmuyor. Yine de ekipmanları Legendary, Epic, Rare ve Common olarak dörde bölmeyi ihmal etmemiş yapımcılar. Her ekipman Kratos’un baz özelliklerine katkı sağlarken, bunların çoğu soketlere takılan stone’lar, sigil’ler ve türevleriyle karakterimize farklı özellikler sağlayabiliyor. Silahımıza ise iki farklı Runic Attack ekleyebiliyoruz ve kabzasını değiştirebiliyoruz. Runic Attack oyuna birebir farklılık getiren bir durum. Bunu aslında Kratos’un büyü gücü olarak adlandırabiliriz. Eski oyunlarda maşallah bir ton sağlam büyü yapabiliyordu Kratos ama artık bunlardan arınmış durumda. Hatta oyunun ilerleyen kısımlarında, büyük bir savaşa girdiğinizde şöyle etrafı temizleyecek bir büyü yapmak çok istiyorsunuz ama sonra bakıyorsunuz, elinizde bir tane balta… İşte biri hafif, biri ağır olarak ayrılan iki farklı yeteneğimize, etrafta bulduğumuz rünleri atayabiliyoruz. Bunlar da birer tuşa yerleşiyor ve Kratos, seçtiğiniz rünlere göre, bir sonraki kullanımı zamana bağlı olan saldırılar gerçekleştirebiliyor. Örneğin bir ağır rün saldırısında havaya zıplayıp yakındaki herkesi dondurabilen bir saldırı yapıyor, hafif bir rün saldırısında ise kendi etrafında baltasıyla dönerek düşmanlarına saldırıyor. Bu saldırıları art arda kullanamadığınız için de ancak zor zamanlarda onlara başvurabiliyorsunuz. Runic Attack’ler gibi çalışan ama koruma odaklı olan Talisman özellikleri de yine kahramanımıza iliştirdiğiniz Talisman’larla şekilleniyor. Bazıları pasif özelliklere sahip oluyor, bazıları ise L1+Daire kombinasyonuyla çalıştırılıyor.

Yetenek dedin mi akla…

Kazandığımız paranın ve bulduğumuz kaynak materyallerin nereye gittiğini anlamış bulunuyoruz. Her türlü görevden ve bulduğumuz gizliliklerden kazandığımız yetenek puanları ne işe yarıyor peki? Silahımız, kalkanımız ve bizi bir anda durdurulamaz kılan Spartan Rage özelliğimiz farklı yetenek ağaçlarına sahip. Hatta bunlar da kendi alanlarında farklı bölümlere ayrılıyor.

Leviathan baltamızı ele alalım… Burada bizi Ranged Combat ve Close Combat karşılıyor. Adlarından da anlaşılacağı gibi bir taraf baltayı atmamızla ilgili kısmı kapsıyor, diğer taraf da yakın dövüşü. Ne kadar çok tecrübe puanına sahip olursak olalım, silahla birlikte gelen yetenekleri açmak için öncelikle silahımızın seviyesini artırmamız gerekmekte. Bu konuda da aslında oyun, belirli bir kota koyuyor. Daha doğrusu oyunda belirli bir yere gelmeden silahımızı geliştiremiyoruz çünkü silah geliştirmede en önemli yerde oturan maddeyi ancak hikaye görevlerinde, önemli bir karakteri yenince kazanabiliyoruz. Silahımız seviye atladıkça da yeteneklerimiz bir bir açılmaya başlıyor ve sonunda tüm ağaç gözüküyor.

Oyun tecrübe puanı konusunda son derece bonkör. Hatta öyle ki, başlarda gıdım gıdım harcadığım tecrübe puanları oyunun ortalarında iyice coştu ve tüm yetenekleri açmama rağmen halen elimde bolca tecrübe puanı vardı. Tabii bu puanları kazanmak için yan görevleri es geçmemek ve oyundaki gizli nesneleri bulmaya da özen göstermek gerekiyor. Aynı şey para için de geçerli; Hacksilver’ların en fazla geldiği yerler gizli bölgeler ve yan görevler.

Bırak o kayayı dedim…

Gelelim düşmanlara… Aslına bakarsanız oyunda onlarca çeşit farklı düşmanla karşılaşmıyoruz. Hatta boss’lar ve ara boss’lar konusunda da bir kıtlık söz konusu. Mesela oyunun ana görselinde yer alan, elinde kocaman bir kaya taşıyan Troll’ü hatırlarsınız. İşte bu Troll, farklı element güçleri ve farklı saldırılarla sürekli önümüze sunuluyor oyunda. Onun yerine İskandinav mitolojisinden daha farklı yaratıklar bulunabilirmiş bana sorarsanız. Bu Troll mevzusu dışındaki düşmanlar ise gayet çeşitli ve hepsi apayrı bir mücadele sunuyor. Bazıları havada uçup zor bir hedef oluyor, Revenant adındaki şerefsizler tüm saldırılarınızdan kaçıp ancak ok ile sersemletilince hedef haline gelebiliyor, kurt adamlar hızlı saldırılarıyla başınızın belası oluyor ve bazı düşmanlar da bıraktığınızda sağlıklarını yeniden kazanıp yepyeni bir mücadele olarak karşımıza çıkıyor.

4 yıllık çalışma

Biraz da oyunun görselliğine değinmek istiyorum çünkü GoW, bir PS4 oyunundan beklediğiniz tüm görsel kaliteyi veriyor. Kratos’un modellemesi ve detayları zaten çok sağlam bir seviyede. Aynı şekilde Atreus da çok detaylıca düşünülmüş. Oyunda karşılaştığımız ana karakterlerin tümünde de büyük bir özen söz konusu. Hatta tüm düşmanların da son derece detaylı ve iyi birer tasarıma sahip olduğunu söyleyebilirim.

Bununla birlikte farklı ortamların farklı atmosferlere sahip olması ve bunların son derece başarılı bir şekilde uygulanmış olması da oyunu tamamlayan en büyük etkenlerden. Ormandaki cadı adında bir karakter var örneğin. Bu bölgedeki renkler o kadar güzel ki… Bir an başka bir oyunda olduğunuzu sanıyorsunuz. Sonra kalkıp Helheim’a, ölüler diyarına uğruyoruz ve tamamıyla başka bir havaya bürünüyor oyun. Mekan tasarımları ve her türlü diğer detaya çok büyük özen gösterilmiş, eksik bir şey bulmak çok zor.

Açıklandığı andan itibaren beklemeye başladığımız yeni GoW’a kavuşmuş olmak çok fantastik geliyor halen düşününce. Ekibin hummalı bir çalışmada olduğu ve sağlam bir oyun deneyimi amaçladığı da oyunun her tarafından anlaşılıyor. İncelemenin içinde de bahsettiğim üzere, yeni GoW daha sakin ve başlangıç tadında bir hikaye. Artık büyük bir intikam savaşı yok. Kaosa sürüklenen bir tanrılar dağı da yok. Önceki oyunlardaki epik savaşları halen hatırlıyorken, büyük ihtimalle bu oyunda olan biteni biraz daha çabuk unutacağız ama bu, oyunun gerçekten iyi bir iş başardığı gerçeğini değiştirmiyor.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

2
5 shares, 2 points

Bir tepki verin

Bravo Bravo
0
Bravo
Yok artık Yok artık
0
Yok artık
Beğendim Beğendim
1
Beğendim
Beğenmedim Beğenmedim
0
Beğenmedim

0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir