Frostpunk: Şehrini kur hayatta kal! | Teknoloji haberleri

Frostpunk: Şehrini kur hayatta kal!

5 dakikada okuyun


0

İlk kar taneleri beklenenden erken düştü, hemen Kasım ayının başlarında. Ardından yıkıp geçen rüzgarlar geldi. Yoğun kar yağışı ve rüzgarlar kol kola girmiş, ülkenin daha önce görmediği bir yıkıma yol açmıştı. Hava sıcaklığı öylesine düştü ki, insanlar kar yağmadığı zamanlarda bile toprağın yüzünü göremedi. Nehirler dondu, su kuyuları devre dışı kaldı. İçecek su bulmak için dışarı çıkan insanların bir kısmı donarak veya kırılan buz neticesinde suya düşerek hayatını kaybetti. Çatılara biriken kar bazı evlerin kısmen çökmesine yol açtı, donmasın diye serbest bırakılan hayvanların metreyi aşkın kar yığınının altında kalmış cesetleri ise ancak ilkbaharda, karlar eriyince ortaya çıktı. Felaket belki insanlar arasında çok fazla can kaybına yol açmamıştı ancak hayvanlar ve hayvancılık açısından sonuçları yıllarca hissedildi.

1886 yılı, aynı kış, başka bir evren

Felaket filmlerini ve felaket senaryolarını severim. En sevdiğim bazı filmlerin Roland Emmerich tarafından çekilmiş olması bu yüzden pek sürpriz değil. Bu gibi sebeplerden ötürü This War of Mine gibi muhteşem bir yapıma imza atmış 11bit Studios’un elinden çıkan Frostpunk da benim için ilk görüşte aşk gibi bir şeydi. Normalde oyunlar konusunda hayli şüpheci biri olmama rağmen Frostpunk bana hep “çuvallaması imkansız” bir yapım gibi geldi. Neticede oyunu bilgisayarıma kurduktan ve hayli vakit geçirdikten sonra tek bir şey söyleyebiliyorum, bravo! Frostpunk tüm Kuzey Amerika’yı hallaç pamuğu gibi atan 1886-1887 kışının daha ağır şartlar ve sonuçlarıyla birlikte yeniden yaratılmış, alternatif evrende geçen bir versiyonu diyebileceğimiz, hayatta kalma öğelerinin çok baskın olduğu bir şehir kurma stratejisi. Oyun buzul çağına girmek üzere olduğumuz alternatif bir gerçeklikte geçiyor. Durmak bilmeyen, milyonlarca insanın hayatına mal olan kar fırtınaları insanların umudunu kırmış ve geriye tek bir seçenek bırakmış: Her şeye yeniden başlayabileceğimiz, daha güvenli bir yer bulmak…

Bir hayata tutunma destanı

Steampunk ögeleri oyunun ilk videolarında bile etkisini gösterirken insanlık da Kuzey Buz Denizi’nin yolunu tutuyor ve bizim liderliğimiz altındaki küçük bir grup görünüşe göre gök taşı kraterine kurulmuş devasa bir ısı jeneratörünün etrafında toplanıyor. Burası hayata yeniden başlayacağımız yer ama beklentinizi yüksek tutmayın, burada görebileceğiniz en yüksek sıcaklık -20 derece ve inanın çok daha kötüsü yolda. Kocaman bir ısı jeneratörü, feci hava şartları ve sizinle beraber hayata tutunmaya çalışan, ağzınızdan çıkan her sözün direkt olarak kaderlerini etkileyeceği 80 kişi. Oyunun başında başlıca kaynaklarımız ısınmak için kömür, bina inşa etmek için tahta ve çelik, beslenmek için çiğ et. Diğer kaynaklar devreye girmeden önce bile bıçak sırtında bir denge söz konusu. Oyunun başlarında ilk yapmanız gereken kimi mühendis, kimi işçi olan bu insanlara birer iş vermek. Bulunduğunuz çukurda eski yerleşimlerden kalan harabelerin yıkıntıları, kömür madenleri ve eski iş makinelerinin hurdaları bulunmakta ve bunların her biri size kaynak sağlıyor. Hava soğuk, eh, dünyanın en sağlıklı beslenme şeklinin de eti kömür ateşinde kızartmak olduğu söylenemez. Haliyle insanlarınız birer ikişer hastalanmaya başlıyor ve onlara şifa vermek için pek de yeterli olmayan sağlık ocakları dikmek zorunda kalıyorsunuz. Oyunda insanlar bizim ağzımıza bakıyor demiştik, bunun sorumluluğu ağır. Düzeni sağlamak için kısa aralıklarla vermeniz gereken bazı kararlar var ve bunların daha sonra dönüşü yok. Mesela, çocuklar da çalışsın diyebilirsiniz ve bu karar çalışacak adam sayınızı ciddi oranda artırırken halkınızın moralini ve oyunda kritik bir önemi olan umut seviyelerini negatif yönde etkileyebilir. Bu çocuklara bir anaokulu kurup başına birilerini atamak da iki defa iş gücü kaybı anlamına geliyor. Alın size ahlaki bir ikilem.

Bunu da okuyun >  Yakuza 6: The Song of Life

Aynı şekilde ölüm döşeğindeki hastalara tedaviyi kesmek veya son ana kadar bakımlarını üstlenmek de yapmanız gereken seçimlerden biri. Oyun sizi ahlak düzeyiniz ve mantığınızı karşı karşıya getiren öyle kararlar almaya zorluyor ve bu döngü öyle değişikliklere yol açıyor ki oyuna başlayan iki insan tamamen başka serüvenler yaşayabilirler.

Umut seviyesi yeterince düştüğünde ise insanlar kayıplarından sizi sorumlu tutacak ve hiçliğin ortasında ölüme terk edecektir. İlk kez bir hayatta kalma oyununda başarısızlığın herkesten önce kendi kellemizin uçması anlamına geldiğine tanık oluyorum. Evet insanlar devam edecekler, sizden sonra da.

Yeni insanlar, yeni problemler

Frostpunk hayli detaylı bir teknoloji ağacına sahip. Burada donmuş ağaçları öğüterek odun sağlayan fabrikalardan kömür madenlerine, avcılarımız için daha kalın kıyafetlerden gözetleme balonuna kadar onlarca farklı geliştirme karşınıza çıkacak. Gözetleme balonu demişken devam edelim, eminim ki diğer insanların nerelerde olduğu sorusu aklınıza gelmiştir. Bu geliştirme sayesinde bu insanların sığınabileceği yerleri keşfediyor ve soğuk hava koşullarında kendi kendine hayatta kalabilen özel eğitimli Scout’umuzu gönderip kendilerine ulaşabiliyoruz. Her keşfin belli riskleri ve belli getirileri var. Bazen şunca fakirlik içinde hayati önem taşıyan kaynaklara ulaşıyor, bazen vahşi ayılar ile savaşma pahasına bir mağaraya hapsolmuş insanları kurtarıyor, bazen de bir gemi enkazında ölümü bekleyen ancak bizim için çok değerli katkılar verebilecek insanlara ulaşıp kolonimize katıyoruz. Yeni insanlar daha hızlı kaynak üretimi anlamına geldiği gibi yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Mesela daha önce fazla fazla yeten yemek stoklarımız tükeniyor, pirince taş, ekmeğe süpürge tohumu falan katıp idare etmek zorunda kalıyoruz. Benim önerim nüfusunuz 120 civarına dayandıktan sonra avcı çadırlarının sayısını artırmanız yönünde. Mesai saatleri içinde (birazdan geleceğiz buna) grup olarak ava çıkan bu işçiler kah donmuş hayvanlardan, kah mağarada saklanmış hayvanlardan getirdikleri etler ile kolonimizi bekleyen en önemli sorunlardan olan açlığa çözüm üretmeye çalışacaklar.

Bunu da okuyun >  Steam'deki hafta sonuna özel ücretsiz oyunlar

Yine mi mesai saatleri?

Madem yeni hayata başlıyoruz, insanları “bir şeylerin eskisi gibi olacağına inandırmanın” en doğru yolu nedir? Elbette yeri göğü 9-18 mesaileri ile donatmak. Kaynaklar kısıtlı, hava çetin, yönetim de bir adamın iki dudağının arasında olunca madencilerden avcılara, hatta buhar türbinlerinin devreye girme saatlerine kadar her şeyin bir mesaisi var. Bunu acil durumlarda 24 saat çalışmaya çevirebiliyor olsanız da bu hem yorgunluklardan kaynaklı hastalıkların ve ampute ile sonuçlanan sakatlıkların artmasına yol açıyor hem de halkınızın rahatsızlık düzeyini yükseltip umut seviyesini azaltıyor. Sıcaklıklar -20’den yüksek olmuyor dedik. Bazen bu daha da düşüyor ve uzun süre o seviyede kalıyor. Haliyle işçiler soğuk kaynaklı yaralanmalar geçiriyor, birbiri ardına hastalanıyor ve binalar çalışmayı durduruyor. Bu gibi durumlarda şartları fazla zorlamak halkın gardını kısa sürede düşürüyor.

Şiir gibi gözüküyor

Bu kadar güzel gözüken grafiklerin son derece optimize olması yanında, oyunu oynadığım süre boyunca en ufak bir bug ile karşılaşmamış olmama ne dersiniz peki? Kendi adıma, Frostpunk’ın uzun süredir oynadığım en doyurucu, en olgun, en mükemmel yapımlardan birisi olduğunu düşünüyorum. Açıkçası yanlış bir karar verip pişman olduğumuzda geri alamıyor olmamız ve detaylı hayatta kalma mekaniklerinin bazı oyunculara zor gelebilecek olması dışında bir eksisini göremedim. Fiyatının uygunluğunu da düşünürseniz bence almamanız için bir sebep yok.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla paylaşın!

0

Bir tepki verin

Bravo Bravo
0
Bravo
Yok artık Yok artık
0
Yok artık
Beğendim Beğendim
0
Beğendim
Beğenmedim Beğenmedim
0
Beğenmedim

0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir